Hepi topu 6 ay süren askerliğimi yapar iken, sanki 1-2 dünya savaşı, dört tane kanlı meydan muharebesi ve 5-6 adet büyük taarruz görmüşçesine yorulduğum için, bi müddet anamın yanında dinlenmekti muradım.

Geçici dövme misali, geçici bi dönmeydi benimkisi fakat.

Azıcık kendime gelip, hayata başlamak üzere İstanbul’a döneceğidim tekrardan. Güzelce bi iş ve dünyalar tatlısı bi gızcaaz beni bekliyordu orada. Şimdi şey etmek gibi şey olmasın, ama ömrümün ilkbaharı denen yaştaydım daha.

****

Dert de vardı elbet başımda, nasıl olmasın?

Öğrencilik yıllarımda kaldığım evi boşaltmıştım mesela, yeni bi ev bulunacak, eşyalar alınacak, ev düzülecekti yeni baştan.

Ne siz sorun, ne ben söyliyim. Çileli işlerdir.

Falan aslanım falan!!!

****

Harbiden de kaldım Giresun’da bikaç ay.

Annemle vedalaşması kolay diğilidi hiç çünkü kim ayrılabilir en kıymetli varlığından?

Askerden yeni dönmüş bi evlat, babası yeni ölmüş bi evlat, artık öğrencilik halinden arınmaya çalışan bi evlat, darmaduman bi evlat, nereye gidebilirdi ki hemen?

Anamın koynunda uyudum geceleri.

Gün geçti günler geçti, azıcık kaldı saatlerim. Dönüyordum gurbet ele.

‘’İşte öyle bişey’di’’ ömrüm!!!

****

Unutması mümkün diğildir o ayrılık gününü, 30 sene geçse de.

Giysilerimi, eşyalarımı topluyor, valizlerimi hazırlıyorduk annemle. Gizli gizli ağlaşaraktan… Geçmiş zaman, ayını anımsayamadım şimdi, yine böyle Mart ayıydı herhal, bitek fotoğraf albümlerimi bırakıp baba ocağımda, büssürü valizle düştümdü yollara.

Bi de bağlamamı bırakmıştım nedense. Anneme yoldaş olsun diyedir belki. Ne bilim?

Fındıkkale Turizm hayırlı yolculuklar diler.

Filan aslanım filan!!!

****

Kalanlar bilemeyecek hiçbi vakit, kimi duygular yalnızca gidenlere özgüdür..

İstanbul’a, gitmiş olmakla, gidilemez tam… Büyüdüğün sokaklar ardın sıra gelir koşarak…

Napiyim ben de; çok sık dönüp duruyordum şehrime. Her fırsatı vesile eyleyip. Bayram olur geliyorum, yılbaşı olur geliyorum… Kabotaj Bayramı olur geliyorum, İzmir’in düşman işgalinden kurtuluş günü olur, yine geliyorum…

Hiçbişi olmazsa, canım gıymalı çeker, hafta sonu atlayıp otobüse geliyorum.

Gız bacım nasıl diyim, neredeyse ayda bikez anamın yanındaydım

****

Şu uzun gecenin gecesi olmakla kalmayıp, sılada bi evin bacası da olmayı becerdiğim bi gece yarısı, bağlamasız duramadığımı anlamıştım iyice.

Bi Pazar ağşamıdır Giresun’da zaman, kılıfına koyup alıverdim bağlamamı omzuma. Sarılıp, kucaklaşıp evden çıkarken annem pek üzülmüştü bu manzaraya;

-”Ula oğlum, bağlamanı da mı götürüyun bu sefer”???

****

Ana yüreğindeki ”ayrılık” ölçüsüne bakar mısınız? Evdeki son bağını da alıp gidiyordu artık, ”son beşiğim” dediği oğlu?

Demek, sazımın O’nunla kalması bile bi teselliymiş anam için.

Son soluğumda bile bende duracak, annemin o soruyu sorarkenki ses tonu. Gerisi mi?

Yalan aslanım yalan!!!

****

Çok şükür, 15 yıldır falan yeniden Giresun’a dönmüş durumdayım.

Kalıcı dövme misali, kalıcı bi dönmedir bu kez. Kendimce mübarek topraklardayım. Mutluyum. Huzur doluyum.

Bi avuç sanatçı ve edebiyatçı müsveddesini yaşamımdan uzak tutmak, sayıları üçü beşi geçmez ego manyağı yaratığı yok saymak yeterli, mutlu olmak için.

Hem anneme günde yüz kere uğruyorum da.

Daha ne olacak?

****

Hiçbi çilek reçeli anne çilek reçeli diğildir,

Hiçbi ütü anne ütüsü diğildir,

Hiçbi çarşaf anne çarşafı kadar temiz diğildir,

Hiçbi bulgur pilavı anne bulgur pilavı diğildir…

Anca bunu anladım ömrümün sonbaharında.