Biz O’nu Çok Sevdik: “Ediz

Hava ağarıyordu. Gökyüzüne baktım. Şafak sökmek üzereydi. Rutubetli bir yalnızlık çökmüştü içime. Uzaktan bir yerden Nejad’ın çaldığı keman sesini duyar gibi oldum sanki.

Toprağa çiy düşmüştü. Balkonda, rüzgarla sallanan boş salıncak. Ağaç dalına takılı kalmış o mavi eşarp… Sayrısal aşklara eşlik eden külrengi yalnızlıklar, çileler.

Şimdi düşünüyorum da, hayatın derinliğinde gizli kalmış her ne varsa o melodramlarda yaşamıştık beraber.  Çifte su verilmiş elemlerin, yarım kalmış şarkıların, hiçbir vakit hesabı sorulmamış acıların, içimizde nöbet tutan hicranların, son mektupların, öncesiz sonrasız ayrılıkların, Picasso’nun beyaz güvercinlerinin, ufuksuz denizlere doğru kanat çırpan son kuşların peliküre aktarıldığı yılların tanığı ve suç ortağı sayılırdık aslında.

Kenan, Mürşit Efendi, Şevket, Ruhi Sözen, Pregrini, Binbaşı Seyfi güz rengi zamanlardan kıvrılarak düşen bir yaprak gibi, uçuk bal rengi bir aydınlığa savruldular o an. Belki yağmur yapacaktı. Yağmur ve gözyaşı.. Hep o hıçkırık. Ve sabah yıldızı. Giderek perondan uzaklaşan Ankara Ekspresi.

Birden nasıl oldu bilmiyorum Zenci Adası’ndaki malikhanenin salonunda buldum kendimi.

Her cinayetin ardından kaç kişi kaldığımız geldi aklıma.

Henry Blore katil olabilir mi? Hayır, Philip Lombard… Sakın Dr. Armstrong olmasın? Bir an General McKenzie’nin buzlu bakışlarla beni süzdüğünü ayrımsıyorum. Evet, nasıl da düşünemedim; Antony Marston. Hizmetçi Ethel Rogers da hiç tekin gelmiyor bana, bir şeyden korkuyor sanki.

Foto Esra Kılıçer

Vera’nın sesiyle irkiliyorum:

“Bu adada kapana kısıldık. İçimizden biri katil ve hepimizi öldürecek.”

Birden Sir Lawrence Wargrave bana doğru dönüyor. Ürperiyorum.Yoksa katil olduğumu mu, düşünüyor.

Hatırlıyorum, 2019 yılında “On Küçük Zenci”yi (Şimdilerde “On Kişiydiler”) izlediğimde şunları yazmıştım:

“Ediz Hun, oyunun eksen karakteri ‘Sir Lawrence Wargrave’ yorumunda, bilenmiş oyunculuğuyla sanat hayatına yeni bir boyut eklemiş. Es’leri konuşturan, rolüne yaratıcılık, estetik, inandırıcılık katan aktör, repliklerden damıttığı özlerden kendine has bir sahne dili oluşturarak, tiyatroya hak ettiği değeri vermiş ve bu zorlu sınavdan yine yüz akıyla çıkmış. Tiyatro sanatında da zirveyi zorlayacağı kesin.

Sahnede aksamadan doludizgin bir oyunculuk sergiliyor Ediz Hun.Nasıl desem, ferman altına mühür basar gibi bir oyunculuk bu, dediğim.Kısaca, sesiyle, performansı, dinamiği, coşkusu, beden ve mimik kullanımı, karizmasıyla sahneye yaraşan, duygudan duyguya, yürekten beyne elçi olabilen, özel bir değer! Yaşamakla canlandırmak arasındaki kan bağını iyi biliyor çünkü.Hislerin satır altlarını çizip, notlar serpiştiriyor özenle.

Perde kapandığında dakikalarca süren alkışlar… Fuayede Ediz Hun ile fotoğraf çektirmek, imza almak için biriken seyirci… Ne kolan, ne palan tanıyan bu koşulsuz sevgi bir sanatçı için büyük bir saygı duruşu aslında. Ediz Hun olmak, böyle bir şey… Dahası insanın içinde tortu bırakan oyunlar, Ediz Hun gibi safkan oyuncular hiç unutulmuyor.”

Foto Esra Kılıçer

Dionysos’un Çocukları röportaj serimizde Filiz Akın‘dan sonra, ikinci kez, 1960’lardan bugüne toplumun duygu birikimi açısından toplumbilimsel ve ikonografik değeri tartışılmaz olan bir büyük yıldız  oyuncuyu, Ediz Hun’u konuk ettik.

İtiraf etmeliyim ki, Yavuz da, ben de heyecan içindeydik. Karşımızda Ediz Hun vardı. Beyaz perdede ve tiyatro sahnesinde yaşar kıldığı rollerle hep dorukta kalmış, Türkçe’yi çok güzel konuşan, yüreğinin sesini, good sence of humor’unu, tevazusunu bir an olsun kaybetmemiş, misliyle geçen yıllara inat her zaman hayatlara füsun serpen ışık olmuş bir aktör: Ediz Hun.

Günler önce Yavuz beni aradı ve dünyanın en zor sorusunu yöneltti: “Ediz Hun denildiğinde aklına ne geliyor?”

Donup kaldım bir an. Nereden, nasıl başlamalıyım, bilemedim.

“Dinle o halde” dedim. “Ama unutma, her ne söylersem bin eksik olacaktır: Sinemamızın, kentli dünyanın esas erkeği olarak etki gücünü ve şöhretini 20 yüzyıldan 21.yüzyıla taşımıştı Ediz Hun. Hiç kuşkusuz, her fenomen gibi olağanüstü bir düş kahramanıydı aynı zamanda. Kültürel sosyoloji açısındansa ikonografik önem ve değeri asla göz ardı edilemezdi. Belki farkında bile olmadan kendi seyircisini yaratmış, her yıldız oyuncu gibi kitleleri peşinde sürüklemişti. Masalların, destanların gizemli ölçüsü içinde değerlendirilerek adeta mitolojik bir varlığa dönüştürülmüştü hayranlarının belleğinde. Dahası, toplumun ortak bilinçaltına sızmış birkaç üst kimlik/imgeden biriydi Ediz Hun. Aynı zamanda da son altmış yılın en belirgin renklerinden, saygın odak noktalarından biri.

Batıya dönük yaşam tarzının popüler seviyede Ajda Pekkan, Filiz Akın, Lale Belkıs, Göksel Arsoy, Belgin Doruk gibi önemli bir simgesi olan Ediz Hun’un, popüler kültür tarihimizin en önemli gerçeküstü kahramanlarından biri olarak, 1963 yılından günümüze mesafeli bir saygınlıkla koruyup çoğalttığı sanatçı-halk ilişkisi hiç örselenmemiştir.

Dahası kültürün, mazbut, çağdaş Batılı erkeğin toplumumuzda en önde gelen simgesidir Ediz Hun. Ve bu simge yıllardan yıllara aynen geçip çoktan sonrasız bir hayata erişirken, Ediz Hun dördüncü, hatta beşinci jenerasyonla da televizyon kanallarında peş peşe gösterilen filmleri, zaman zaman rol aldığı dizi ve sinema filmleri, konferansları, yazdığı kitaplar ve rol aldığı iki tiyatro eseriyle kucaklaşmış oluyordu…”

Foto Esra Kılıçer

Yavuz ile bazen hiç lafa girmedik, bazen bir iki sözcükle sınırladık kendimizi, arada bir kaç soru sorduk o kadar… Ediz Hun anlatsın istedik. Haydi itiraf edelim, sadece Ediz Hun konuşsun, biz de onu dinleyelim istedik.

“Yetmiş dokuz yaşında tiyatroya adım attım, dile kolay. Belki de bu durum Guinness Dünya Rekorları’na girebilir. Dünyada o yaştan sonra tiyatroya başlamış başka bir sinema aktörü var mıdır, inanın, gerçekten bilmiyorum.” 

Sinemada doğanlar, tiyatro oyunculuğundan korkar mı?

“2019 yılıydı. Tiyatro Ak’la Kara’dan Savaş Dural aradı beni. Buluştuk, Agatha Christie’den dilimize çevirip, dramaturjisini de üstlendiği ‘On Küçük Zenci’ adlı oyunda rol almamı önerdi.İlk aklıma gelen, ‘Neden ben ?’ sorusu oldu. ‘Bu projede sizi istiyoruz’ diye yanıtladı.

Tiyatroya karar verirken, tabiatıyla çok düşündüm, hatta Enis Fosforoğlu’na gidip, fikrini sordum. ‘Sen tiyatrocusun, bana böyle bir teklif geldi. Herkes benden geçmiş yıllara kıyasla, üst düzey bir performans bekler. Tanınmış bir insanım, yıllardır özenle koruduğum ünümü, saygınlığımı riske atmaktan çekiniyorum’ dedim. O da ‘Çalışırsan mutlaka yaparsın merak etme’ dedi. Bunun üzerine, tam üç ay odama kapandım, neredeyse dünyayla tüm bağlantımı kestim, bulduğum her fırsatta oyuna çalıştım. Yolculuk esnasında, vapurda bile çalıştım. Eşimden ‘bir zaman için beni unutmasını’ dahi istedim. Tekst altmış küsur sayfadan oluşuyordu ve hemen her sahnede rolüm vardı. Prova sürecinde de durup dinlenmeden, disiplinle, şevkle, heyecanla, azimle çalıştım.Her detayı, yansıtmam gereken her duyguyu ince eledim, sık dokudum. Zaten oldum olası çalışkan bir adamımdır. Karar verdiğim şeyi mutlaka yaparım. Mesela, üniversiteyi de ikincilikle bitirmiştim. Şöyle bir karakterim var aslında; bana verilen işi en iyi şekilde, başarıyla, özenle tamamlayıp, teslim etmek… “

Foto Esra Kılıçer

Aslında düşünüyorum da, Batı’da pek çok örneği olduğu gibi (David Hemmings, James Steward, Alain Delon, Jean Simmons, Sir Alec Guiness, Marcello Mastroianni) bizde de, ünlü yıldız oyuncuların pek  çoğu sahneye çıktılar. Ama tiyatro, değil gazino sahnesine. A la Turca şarkılar söylediler…

Eduardo de Flippo Sophia Loren ve Marcello Mastroianni’ye Broadway’de sergilenmek için “Filumena Marturano”yü önerir. Mastroianni bu teklifi bir oyuncu olarak kendisini gençleştirecek bir proje olarak görür. Ancak Sophia Loren ‘Ben gencim, tiyatro yapmaya ihtiyacım yok’ diyerek geri çevirir bu öneriyi.

Marcello Mastroianni “Hatırlıyorum” (Çeviren: A.Gülsoy. Can.Yayınları, İstanbul, 1999 ) adlı kitabında konudan şöyle bahseder: “Birçok sinema oyuncusu gibi, o da tiyatrodan korkuyordu. Catherine Deneuve’e de teklif etmiştim. Ne yazık ki sinemada doğanlar, tiyatrodan korkarlar. ”

Oysa; Ediz Hun 2019-2020 tiyatro sezonunda sahnelemeye başlayan  “On Küçük Zenci” ve 2022-2023 tiyatro sezonunda rol aldığı “Muhteşem İkili” adlı oyunlarla sinemada doğanların, tiyatro oyunculuğundan korkmadığını kanıtladı. Her simge, anıt oyuncu gibi o da, sahne ışığıyla gelmişti dünyaya.

“Bir parantez açalım” diyorum. “Bir dönem Ayhan Işık, Göksel Arsoy, İzzet Günay, Fikret Hakan, Ekrem Bora, Sadri Alışık, Cüneyt Arkın gazino sahnelerine çıktılar. Şarkı söylediler. Kısa show’lar yaptılar. Size de cazip teklifler sunulmuş olmalı…”

“Hiç unutmuyorum, 1971 yılının son günleriydi sanırım, Cihangir’de oturduğumuz dairenin kapısı çalındı. Öztürk Serengil gelmişti. ‘Aksaray Lunapark Gazinosu sahibi Osman Kavran seni sahneye çıkartmak istiyor’ dedi. ‘Benim sesim yok, düşünmüyorum… Dahası gazinolarda icra edilen eserlere de çok yakın değilim’ dedim. ‘Bir dakika bekle, sana bir şey göstereceğim’ dedi. Merdivenlerden indi, arabadan kocaman, çuval gibi bir şey alıp, tekrar yukarı çıktı. ‘İçinde 350 bin lira var. Bu parayı patron gönderdi’ dedi. Hemen belirteyim, o tarihte söz konusu parayla Yeniköy’de, deniz kıyısında  güzel bir daire alabilirdiniz. ‘Müzik konusunda belli bir deneyimim, bilgim, eğitimim yok, yapamam’ dedim, kabul etmedim.” 

Foto Esra Kılıçer

Tiyatroyu sinemadan farklı kılan …

“Sinemayla tiyatro arasında çok büyük fark var. Tiyatro canlı olarak icra edilen bir sanat dalı. Bir müzisyen kemanını seyirciye karşı nasıl en dikkatli, hassas şekilde yaratıcılığını ortaya koyarak, çalıyorsa, tiyatro da öyle. Ama sinemada durum böyle değil, çekimler sona erdiğinde herkes birbirine ‘Allahaısmarladık’ der, kendi hayatına yönelir. Daha sonra bir bütünleşme, hep birlikte yemek yeme, o günkü sahneleri tartışmak gibi bir buluşma söz konusu değildir. Tiyatroda oyun bittiği zaman, canlı bir şekilde seyirciye hitap ediyoruz… selamlama, alkış, sevgi dolu tezahüratlar. Daha sonra hep birlikte, grup olduğumuz için, bir restorana gidip, oyunu değerlendiriyoruz. Bu arada özellikle söylemek isterim, yüksek derecede kimyasal reaksiyonlar oluşuyor tiyatroda. Başta adrenalin, laktik asit, hidrokortizon, dopamin salgılıyor oyuncu. Bunlar zaten sizi biraz bitap düşürüyor… Bir yere gidip bir kahve ve çay içerek, sohbet ederek kendinizi toparlamaya başlıyorsunuz ancak.”

“Tiyatro heyecanı dorukta yaşatan bir sanat dalı. Tiyatronun apayrı bir tılsımı, enerjisi mevcut, bana göre. Dahası sinemada oyuncunun belli bir dönemi var, oysa tiyatroda her yaştaki oyuncu için uygun roller bulunabiliyor. Sonra tiyatro devamlı çalışmayı gerektiriyor… Oyundan bir gün önce yine odama kapanıp, sözcükler, tonlamalar üzerinde tekrarlar yapıyorum. Turneler, provalar, her defasında alkışlarla inen perde… Bunlar belki yorucu, ama çok güzel, çok değerli şeyler. “

Bir itirafta bulunayım, keşke Norveç’e gideceğine burada tiyatro eğitimi almış olsaydım, sanat hayatıma tiyatroda devam etseydim diye düşündüğüm oldu. Nedret Güvenç, beraber çalıştığımız bir sette, diksiyonumun iyi olduğunu söyleyip, neden tiyatro oyunculuğuna yönelmediğimi, sormuştu. Takdir edersiniz ki, o dönemde, yoğun çalışma temposu içinde, böyle bir şeyi aklımdan bile geçiremezdim.”

Foto Esra Kılıçer

Sevgi… Sevgi… Saygıyla bütünleşmiş bir sevgi halesi içinde yaşamak

Ediz Hun sinema döneminde olduğu gibi, Türkiye’ye kesin döndükten sonra matbaacılık yaptığı senelerde, 1991-1993 yılları arasında Çevre Bakanlığı Müşaviri ve İstanbul Çevre İl Müdürlüğü, 1999-2002 yılları arasında milletvekilliği ve çeşitli üniversitelerde öğretim üyesi olarak çalışırken de, hep o saygıyla alaşımlanmış sevgi halesi içindeydi.

“Sanırım sevilmek sevmekten daha güzel. Ama burada dikkat etmeniz gereken şey, herkese eşit mesafede ve olabildiğince nazik yaklaşmak. Bir kişiyi geri çevirdiğinizde hemen olumsuz bir bulut oluşuyor çünkü. Benimle fotoğraf çektirmek isteyen kimseye ‘Hayır’ demem. Çünkü özellikle sanatçıysanız, sizden bir şey talep eden kişiyi üzmemek, hayallerini kırmamak gerekiyor. Nedeni çok basit, o sizi beğeniyor ve seviyor ki sizden bir fotoğraf istiyor. Ve siz, o kişiyi reddederseniz olumsuz, gergin bir ortam oluşur doğal olarak. Şimdilerde oyun sonrası, fuayede beni bekleyen izleyicilerimle sohbet ediyor, fotoğraf çektiriyor, kitap imzalıyorum. Bir sanatçıyı var eden bu koşulsuz, bu yalın sevgidir aslında. Onların bu büyük teveccühlerine layık olabilmek istedim hep. Dikkatli yaşadım, en ufak bir hataya, yanlış anlaşılmaya neden olabilecek durumlardan uzak durdum.Her koşulda korumam gereken bir ismim vardı çünkü…”

Takvim yapraklarında asılı kalmış kurşuni bir akşam vaktiydi. Denizin üstüne sis inmişti. Binbaşı Seyfi, Hilda’nın gözlerine baktı bir an. O ela gözlerde kocaman bir yalnızlık saklıydı. Hilda gözpınarlarına dolan yaşları içine akıtmaya çalıştı. Ağlamamalıydı. Her ne olursa olsun, ağlamamalıydı.

Foto Esra Kılıçer

Pınar Çekirge – Rastlantılar bazen hayatın pusulasıdır, ne dersiniz?

Ediz Hun – Tesadüflerin etkisine inanırım. Düşünün, Almanya’da diş hekimliği okurken, 1963 yazında İstanbul’a gelmiştim. Babam beni, o tarihlerde Acar Film’de yöneticilik yapan, Sabahattin Sürmeligil ile tanıştırmıştı. Bir sonraki karşılaşmamızda Sabahattin Bey ‘Ediz, Türk sineması gelişiyor, değişiyor, artık yeni yüzlere ihtiyaç var. Yarışmalar düzenleniyor. Katılmayı düşünmez misin?’ diye sordu. Üniversitede okuduğumu, annem, babam dahil ailemizde tiyatro sanatçısı, ressam ya da müzisyen olmadığını söyledim. ‘Olsun, yine de şansını dene’ dedi. Biraz da yeni insanlar tanımak, arkadaşlar edinmek arzusuyla Ses Mecmuası’nın açtığı ‘Kapak Yıldızı’ müsabakasına katıldım.

Sonrası bilinen hikaye… Elemeler yapılıyor, finalistler belirleniyor ve şans Ajda Pekkan ile Ediz Hun‘a gülüyor.

Pınar Çekirge – Aslında Ediz Hun’un aktör olmak gibi bir niyeti yoktu sanırım.

Ediz Hun – ‘Genç Kızlar’ ve hemen sonrasında ‘Mualla’nın gördüğü büyük ilgi üzerine yapımcılar  ‘Aman Ediz dur, sakın bir yere gitme, birkaç film daha çekelim’ dediler ve  beni bırakmadılar. Bir, iki, üç, beş, on derken seneler seneleri kovaladı…

Pınar Çekirge – Bu arada Neşvet ve Adnan Hun oğullarının oyuncu olmasını nasıl değerlendirdiler? 

Ediz Hun – ‘Bu senin hayatın, nasıl istiyorsan öyle olsun. Mademki bu filmler iş yapıyor, önünde zaman var. Bir müddet daha bu meslekle ilgilen, daha sonra Almanya’daki eğitimine geri dönersin’ dediler.

Ve Ediz Hun‘u, sinema tarihimizin gelmiş geçmiş en önemli, en beğenilen, rakipsiz romantik jönü olarak zirveye taşıyan o filmler peşpeşe çekilmeye başlandı. Gazeteler, dergiler Ediz Hun’dan bahsediyor, postacılar her gün çuvallar dolusu hayran mektubuyla kapısını çalıyordu. Sokağa çıkması bile artık bir olaydı.

“Son Kuşlar, “Hıçkırık, “Yaprak Dökümü, “Altın Küpeler, “Bar Kızı, “Sözde Kızlar”, “Samanyolu”, “Ömrümün Tek Gecesi”, “Mavi Eşarp”, “Ateşli Çingene”, “Son Mektup”, “Kalbimin Efendisi”, “Kadın Asla Unutmaz”, “Yarın Ağlayacağım”, “Sonbahar Rüzgarları, “Ankara Ekspresi”, “Hayatım Senindir”, “Yaralı Kalp”,  “Seni Sevmek Kaderim”, “Güllü”, “Zehra”, “Ağlıyorum”, “Tanrı Misafiri”, “Ayrılık”… Rüya devam ediyordu.

Foto Esra Kılıçer

Ancak birden…

“1970’lerin ilk yarısına kadar kadar setten sete koştum diyebilirim.Bir yanda televizyonun etkisi, öte yanda açık saçık, uygunsuz filmlerin çekilmeye başlanması kadın izleyiciyi ve aileyi sinema salonlarından hızla uzaklaştırdı.O filmlerde rol almam imkansızdı.Sinema hayatımın sona ermesi gerektiğine hükmettim ve müracaat ederek Norveç’e Biyoloji ve Biyokimya okumaya gittim.” 

Bu arada bir parantez açayım: Ediz Hun’un sinemamızda en çok edebiyat uyarlamasında rol alan oyuncu olduğunu biliyor muydunuz?

Bir rastlantı neticesi peş peşe izlediğim “Yaprak Dökümü”, “Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi” filmleri ufak çaplı bir çalışmaya yönlendirdi beni. Ediz Hun’un filmografyasını taradım öncelikle. Sonra diğer oyuncuların. Ve gördüm ki açık arayla, Türk sinemasında en çok edebiyat uyarlamasında rol alan oyuncu Ediz Hun. Ve bu rekor halen kırılmamış. İşte o filmler:

1963 “Genç Kızlar” / Nihal Yeğinobalı

1964 “Mualla” / Muazzez Tahsin Berkand

1965 “Hıçkırık” / Kerime Nadir

1967 “Yaprak Dökümü” / Reşat Nuri Güntekin

1967 “Samanyolu” / Kerime Nadir

1967 “Sinekli Bakkal” / Halide Edip Adıvar

1967 “Sözde Kızlar” / Peyami Sefa

Foto Esra Kılıçer

1968 “Sabah Yıldızı” / Muazzez Tahsin Berkand

1968 “Ömrümün Tek Gecesi” / Esat Mahmut Karakurt

1968 “Hicran Gecesi” / Güzide Sabri

1969 “Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi” / Güzide Sabri

1969 “Uykusuz Geceler” / Kerime Nadir

1969 “Yaban Gülü” / Güzide Sabri

1969 “Sen Bir Meleksin” / Maria Von Trapp’ın “The Sound Of The Musıc”, “Yaralı Kalp” / George Ohmet’in “Demirhane Müdürü” adlı romanından ve “Sonbahar Rüzgarları” Charlotte Bronte’nin “Jane Eyre” ve 1966 yapımı “Altın Küpeler” filmi ise Yolande Foldes’in “Golden Rings” romanından izler taşımaktadır.

1970 “Ankara Ekspresi” / Esat Mahmut Karakurt

1971 “Bir Genç Kızın Romanı” / Muazzez Tahsin Berkand

1985 “Acımak” / Reşat Nuri Güntekin

2004 “Paydos” / Cevat Fehmi Başkut

İnce bir yağmur yağıyordu… Genç, güzel bir kadın, elinde tabanca öylece, hareketsiz duruyordu. Şamdandan yüzüne pembe bir ziya düşmüştü. Binbaşı Seyfi sarışın kadına doğru döndü.

Foto Esra Kılıçer

Pınar Çekirge –Yeşilçam sinemasının siyah beyaz, sonrasında renkli filmleri…

Ediz Hun – Nezaket doluydular. Sevgi vardı o filmlerde, içtenlik, güzel, saf duygular, iyi niyet, romantizm vardı. Hepsi ayrı bir klasik aslında ve inanıyorum ki, kimyada nasıl aminoasitler çok önemliyse, sözünü ettiğimiz o dönem filmleri de, sinemamızın temel taşları arasındadır. Senaryolarındaki duygu yoğunluğunu, koşulsuz sevgi temasını nasıl yadsıyabiliriz ki…

Pınar Çekirge – 1960’larda starların, senede en az on, on iki film çekmeleri, hani neredeyse bir mecburiyete dönüşmüştü.

Ediz Hun – Senaryo seçimlerinde olabildiğince özenli davranırdım. Sen de bilirsin, yılda en çok altı, bazen yedi filmde rol alırdım. Belli bir kalitenin altına inmemek gibi bir ilkem mevcuttu her zaman.

Yavuz Pak – Oyuncunun yaşı var mıdır sizce?

Ediz Hun – Hayır, sanat yaşla sınırlanamaz. Dünya sinemasına göz attığımızda, örneğin, Al Pacino, Robert de Niro ve diğerleri hala kamera karşısındalar. İlgiyle, beğeniyle izleniyorlar. Şimdi bizim kuşaktan ancak birkaç oyuncu kaldı… Ve diyebilirim ki, hepimiz en verimli çağlarımızdayız. Bütün yaşamın görüntüsü yüzümüze yansımış çünkü. Oysa hep amca, baba rolleri biçiliyor belli bir yaşı geride bırakmış oyunculara. Bu tarz projeleri, prensip olarak kabul etmiyorum. Sinemada belli bir yere gelmiş bir sanatçı olarak, adımı riske atamam çünkü. Sonra, ben başrol oyuncusuyum…ve oyun gücümü gösterebileceğim, ağırlıklı bir ana karakteri yaşar kılabilirim ancak.

Pınar Çekirge – Suavi Tedü, Göksel Arsoy’un ardından sinema tarihimizde, tüm zamanların en romantik, en sevilen jönüydü Ediz Hun. Bu sıfat adeta onunla özdeşleşmişti. Malum imaj meselesi.

Ediz Hun – Evet, hepimizin bir imajı vardı.

Foto Esra Kılıçer

Yavuz Pak – Kimi kez dayatılan bir imajdı ama bu, ne dersiniz?

Ediz Hun – Öyle de denebilir aslında. Mesela hiç menfi karakter canlandırmadım sinemada. Yani bir caniyi, bir seri katili oynamam. Bir köy ağasını da. Eşkiyayı da. Herşeyden önce, yüzüm müsait değil bir kere. Evet, oyuncu her rolü canlandırır, kuralına katılıyorum. Ama oynamalı mıdır dersen, düşünmeli derim.

Yavuz Pak – Bildiğim kadarıyla 170’e yakın filmde rol aldınız. Şöyle bir genel değerlendirme yapabilir misiniz?

Ediz Hun –  Hemen hepsi de iyi iş yapan, başarılı, seyircinin beğendiği filmlerdi. Arada macera tarzı filmler çektiysem de hep romantik jöndüm, bildiğiniz gibi.

Pınar Çekirge – 1950’lerde başlayan Yıldız Sistemi’nin son temsilcilerisiniz. Çok sevildiniz. Dorukta kaldınız. Sinemaya ara verdiğiniz, hatta tümüyle veda ettiğiniz dönemlerde bile hiç unutulmadınız… Yaşarken efsane oldunuz.

Ediz Hun – Gerçekten de çok büyük bir sevgi ve saygı gördük halktan ve benzer bir saygıyla, muhabetle yöneldik onlara. Topluma ters düşmemeye özen gösterdik. Hep kontrollüydük sözlerimizde, karar ve davranışlarımızda. Bu sevgi dolu iletişim katlanarak çoğaldı zaman içinde.

Pınar Çekirge – Gregory Peck ve dünya sinemasının pek çok önde gelen oyuncusu gibi, Ediz Hun’da ‘alaylı’ydı. İçgüdüleriyle hazırlanmıştı rollerine. Örneğin “Son Kuşlar” bir uçtu “Hıçkırık”, “Acımak” bir başka uç.

Foto Esra Kılıçer

Ediz Hun – Katılıyorum, sinemaya adım attığımda oyunculuk eğitimim yoktu. Ayrıca sinema tiyatro eğitimi almış olup, olmamak genel ve kesin bir ölçüt sayılmamalı bence. Önemli olan oyuncunun kendine olan güveni, duygusal yapısını ve teknik deneyimlerini çok iyi harmanlayabilmesi… Sürekli arayışlar içinde olması, hadiseleri, insanları gözlemlenmesi, çok değil pek çok çalışması. Oldum, dememesi… Bu arada sinemanın sadece bir oyun sanatı olmadığını, aynı zamanda bir fotoğraf sanatı olduğunu da öğrendim yıllar içinde.

Pınar Çekirge – “Sinekli Bakkal”da Pregrini, “Acımak” ta Mürşid Efendi ve büyük bir cesaret örneği olarak, kısmen de olsa Zeki Müren’i canlandırdığınız “Çığlık Çığlığa Bir Sevda” kuşkusuz ders niteliğindeki oyunculuk gösterileriydi. 1 Kasım 1963 Cuma gününe dönsek. İlk filminize. İlk kez kamera önüne geçişinize… Yaşar kıldığınız İskender Öğretmen’e…

Ediz Hun – Madam Tamara’nın köşkünde çalışıyorduk. Madam Tamara o zamanlar seksenli yaşlarında, elmacık kemikleri çıkık bir Tatar’dı. 1917 Rus İhtilali’nden sonra gelmiş Türkiye’ye, sanırım varlıklı bir aileye mensuptu. Neyse sözü uzatmayayım, heyecan içindeydim, dediğin gibi, kamerayla, setle ilk tanışmam. Rejisörümüz de Nevzat Pesen.Bedia Muvahhit hemen yanıma gelip, ‘Ah yavrum, çocuğum gel heyecanlanma, heyecanlanma’ deyip beni sınıfa götürdü, şaşırdım. Donup kaldım resmen. Karşımda altmış tane genç kız.

Foto Esra Kılıçer

Pınar Çekirge – Kimler mesela?

Ediz Hun – Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Zuhal Tan, Uğur Kıvılcım, Emel Işık şu an ilk aklıma gelenler. Beni görünce, neredeyse hepsi birden gülmeye başladılar. Ne yapacağımı şaşırdım, elim, ayağım titredi. Belli etmemeye çalışıyorum. Bu arada kamera çekmeye devam ediyor.

Pınar Çekirge – Kendinizi beyazperdede izlediğinizde ne hissettiniz?

Ediz Hun – İtiraf etmeliyim ki, Ediz’i aktör olarak biraz yetersiz buldum. Az önce de bahsettiğim gibi, tam eğitimimi tamamlamak için Almanya’ya dönmeye karar vermiştim ki, film teklifleri gelmeye başladı. 

Yavuz Pak – Seyirci profili değişti, öyle değil mi?

Ediz Hun – Çok daha bilinçli bir izleyici var şimdi. Daha seçici. Gerçekçi ama romantik olmayan bir seyirci. Duygusallığı azıcık törpülenmiş…

Pınar Çekirge – Ve son sorumuz, şu an buğulu bir pencere camına ne yazardınız?

Ediz Hun – “Sevgili Pınar senin gibi insanlar bu dünyadan hiç eksik olmasın.” (Bu cümleden sonra nasıl duygulandığımı, anlatmama gerek yok sanırım, öyle değil mi?)

Foto Esra Kılıçer

Ediz Hun ile sadece tiyatro ve sinemadan değil, doğa sevgisinin bir başka göstergesi olan kaktüs bahçesinden de, torpido gözünde Türkiye’ye getirdiği o iki igiuanadan da konuştuk. Ayrıca Ediz Hun‘un yetiştirdiği igiunalarla ilgili yolladığı notları, fotoğrafları değerlendirerek bu çalışmanın Salamandıra adlı bilimsel bir dergide yer almasını sağlayan Prof.Dr.Robert Mertens’ den de.

Söylememe gerek yok, zaten biliyorsunuz, hayatımın başrolünde her zaman Filiz Akın ve Ediz Hun olmuştur.

“Bar Kızı”ndan, en son birlikte kamera karşısına geçtikleri “Soyguncular“a kadar Filiz Akın, Ediz Hun‘lu tüm filmleri hayranlıkla, büyülenmişcesine (kim bilir kaç kez) izlemiştim. Bugün de aynı duygularla seyrettiğimi yineleyebilirim.

Hatta sekiz yaşındayken, çocuk aklımla kendimi de dahil ederek, onlar için film senaryoları yazmaya bile cüret ettiğimi, hatırlıyorum şimdi. Böylesi fanatik bir hayranlık diyelim. Dünyada eşi, benzeri var mıdır, bilemem.

Ama “Ağlıyorum”, “Yuvana Dön Baba”da Filiz Akın‘ı rol gereği (bütün o filmleri, o hayal kahramanları gerçek sandığımız masum yıllardı) üzdü diye Ediz Hun‘a içerlediğim, kızdığım, hatta kırıldığım da olurdu. Neyse filmin sonunda hemen barışırdık.

Tıpkı “Seni Sevmek Kaderim” isimli film de olduğu gibi, o iki çok değerli yıldız oyuncuyu sevmek, onlara hayran olmak da benim yazgımdı sanırım.

Hatırlamak, o melodramlarla yaşıyor olmak, dünle, geçmiş zamanla düelloya kalkışmak aslında…

Foto Esra Kılıçer

Evet, bazen seneler “Bir Film Gibi Geçer”… Geriye güzel duygular kalır. 

Daha ne olsun?

PINAR ÇEKİRGE – YAVUZ PAK
Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • Koç
  • Boğa
  • İkizler
  • Yengeç
  • Aslan
  • Başak
  • Terazi
  • Akrep
  • Yay
  • Oğlak
  • Kova
  • Balık
KOÇ BURCU YORUMU

Bugün kendinize daha çok zaman ayırmanız gerekebilir. İçsel dünyanıza yönelerek duygularınızı dengelemeniz ve ruhunuzu beslemeniz önemli olabilir. Kendinizi dinlediğinizde daha sağlıklı kararlar alabilirsiniz. İletişim konularında dikkatli olmanız gerekebilir, ani tepkiler vermekten kaçının. Sevdiklerinizle özel anlar yaşamak için fırsatlar olabilir, bu fırsatları değerlendirmek keyifli olacaktır.

BOĞA BURCU YORUMU

Bugün duygusal yönden biraz hassas olabilirsiniz. Sevdiklerinizle iletişimde daha dikkatli olmanız gerekebilir. Kendinize zaman ayırarak huzurlu bir gün geçirebilir, içsel dengeyi sağlayabilirsiniz. Maddi konularda ise dikkatli olmalı ve gereksiz harcamalardan kaçınmalısınız. Sağlık açısından da kendinize özen göstermeyi ihmal etmemelisiniz. Enerjinizi doğru kullanarak verimli bir gün geçirebilirsiniz. Umarım bu yorum size yardımcı olur.

İKİZLER BURCU YORUMU
YENGEÇ BURCU YORUMU

Merhaba! Bugün Yengeç burcu için duygusal olarak kararsız hissedebilirsiniz. İçsel çelişkiler yaşayabilir ve karar vermede zorlanabilirsiniz. Önemli olan, kendinize zaman tanımak ve duygularınızı netleştirmek için içsel bir yolculuğa çıkmak olabilir. Bu süreci keyifle deneyimleyerek kendinizi daha sağlam temellere oturtabilirsiniz. Kendinizi ifade etmekten çekinmeyin ve iç sesinizi dinlemeyi unutmayın. Bugünün enerjisi, kendinizi daha iyi anlamanızı ve duygusal dengeyi bulmanızı destekliyor.

ASLAN BURCU YORUMU

Bugün, Aslan burcundaki insanlar aktif ve enerjik olacaklar. İletişim becerileriniz bugün ön planda olacak ve başkalarıyla olan etkileşimlerinizde başarılı olacaksınız. Duygusal ilişkilerinizde tutkulu ve romantik bir hava hakim olabilir. Kendinize zaman ayırarak, yaratıcı ve sanatsal aktivitelere katılabilirsiniz. Fiziksel olarak da aktif olmanız bugün sizin için faydalı olacaktır. Uzun vadeli hedeflerinizi gözden geçirmek ve planlarınızı revize etmek için bugün uygun bir gün olabilir. Ayrıca içsel gücünüzü keşfetmek ve kendinizi ifade etmek için fırsatlarla karşılaşabilirsiniz.

BAŞAK BURCU YORUMU

Bugün işlerinizi ilerletirken detaylara önem vermeniz gerekebilir, Başak burcu. Sabırlı olun ve özverili çalışmalarınızın karşılığını daha sonra alacağınızı unutmayın. Enerjinizi olumlu ve yapıcı bir şekilde kullanarak sizi hedeflerinize bir adım daha yaklaştıracak fırsatları değerlendirin. İletişim konusunda da açık ve net olmaya özen gösterin. Hayatınızda olumlu değişiklikler yapmak için bugün ideal bir gün olabilir.

TERAZİ BURCU YORUMU

Tabii ki! Bugün Terazi burcu için iletişim konularına odaklanabileceğiniz, sosyal çevrenizle etkili iletişim kurabileceğiniz bir gün olabilir. Bugün duygusal dengeyi sağlamak ve ilişkilerde uyumu korumak önemli olacak. İçinizdeki duyguları net bir şekilde ifade ederek karşılıklı anlayışı destekleyebilirsiniz. Kendinize ve çevrenize karşı dürüst ve adil olmak, bugünün anahtarı olacaktır. Uyum ve dengeyi koruyarak alacağınız kararlar sizi olumlu şekilde ileriye taşıyabilir.

AKREP BURCU YORUMU

Merhaba! Bugün, Akrep burcu için sıradan bir gün olabilir. İş hayatında kararlı ve odaklı olmanız gerekebilir. Duygusal anlamda ise kendinize zaman ayırmak ve içsel dengeyi sağlamak önemli olabilir. İletişimde daha anlayışlı ve sabırlı olmak, ilişkilerinizde daha sağlam temeller oluşturmanıza yardımcı olabilir. Sağlığınıza özen göstermeyi unutmayın ve bugünü olabildiğince pozitif ve huzurlu geçirmeye özen gösterin.

YAY BURCU YORUMU

Arkadaşlarınıza ve aile üyelerinize ne planladığınızı ve nereye gittiğinizi bildirin, ardından onları geziye katılmaya davet edin. Bugünün Venüs-Mars bağlantısı, diğer insanları planlarınıza dahil ederek bazı ciddi liyakat puanları kazanabileceğiniz anlamına gelir.

OĞLAK BURCU YORUMU

Bugün, iş hayatınızda odaklanmanız gereken bazı konular olabilir. Kendinize güveniniz ve kararlılığınız sayesinde hedeflerinize daha sağlam adımlarla ilerleyebilirsiniz. Fakat, ani kararlar almaktan kaçınmak ve detaylara dikkat etmek önemli olacaktır. Duygusal anlamda ise, çevrenizdeki insanlara karşı daha anlayışlı ve sabırlı olmaya özen göstermeniz gerekebilir. Kişisel ilişkilerinizde anlayışınız ile iletişimi güçlendirebilirsiniz.

KOVA BURCU YORUMU

Bugünün Venüs-Mars bağlantısı, haritanızın en dinamik iki açısını kesiyor, bu nedenle yaratıcı bir çabada başarılı olmak istiyorsanız, şimdi ona en iyi şansı vermenin tam zamanı. İnsanların fikirlerinize ne kadar açık olduklarına şaşırabilirsiniz.

BALIK BURCU YORUMU

Bugün duygusal olarak daha hassas olabilirsiniz. İnsanlarla iletişimdeki inceliğiniz sayesinde yanınızdakilere destek olabilir, onları rahatlatabilirsiniz. Ancak, kendi duygusal ihtiyaçlarınızı da göz ardı etmemelisiniz. İçsel dengeye odaklanmak ve kendinize zaman ayırmak için fırsatlar yaratın. Enerjinizi doğru yönlendirmek, hobilerinize zaman ayırmak veya rahatlama teknikleri kullanmak size iyi gelecektir. Kendinizi yeniden motive etmek için yapıcı düşüncelere odaklanın ve geleceğe umutla bakın.

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM